27 Şubat 2023 Pazartesi

EL-ÂLÂ


Yüce, yüksek ve yukarıda olan” manasına gelen ULV kökünden türetilmiştir.

 (ayn-lam-vav veya ayn-lam-elif veya ayn-lam-ya) 

Alçak ve aşağıda olan manasına gelen SUFL ‘un zıttıdır.

 Sefil bu kelimeden türetilmiştir. Aşağı, bayağı, düşük, çukur manasına gelir. 

ULVİ yüce, SUFLİ alçak demektir. 

ULUV hem olumlu hem de olumsuz anlamda kullanılır. Olumlu anlamda kullanıldığında “yücelik, yükseklik, üstünlük ve yükseklik ” manalarına gelirken, olumsuz anlamda kullanıldığında ise “üstünlük taslama, büyüklenme, küstahlık, kibirlilik” manasına gelir.

 EL-ÂL Mutlak üstün ve yüce olan yani eşsiz ve benzersiz üstün eşsiz ve benzersiz yüce manasına gelir. 

A'lâ ismi Kur'an'da toplam 9 kez kullanılmıştır. 

Birincisi Bu ilahi isimli isimlenmiş olan A'lâ suresinin ilk ayeti. İkincisi ise yine ilk yılda nazil olan Leyl suresinin 20. ayeti . 


Bunlardan 5 'i Allah dışındaki varlıklar için kullanılmıştır.Bunlar arasında Cebrail için kullanımda olduğu gibi olumlu olarak da, firavun için kullanımda olduğu gibi olumsuz olarak da geçer. 

2'si doğrudan Allah'ın sıfatı olarak kullanılmıştır. Diğer 2' de Allah ile ilgili bir vasıf olarak kullanılmıştır 

Doğrudan Allah'a ait bir sıfat olarak kullanıldığı iki ayet de vahyin ilk yılında nazil olmuş süreler içerisinde yer alıyor .


Nahl 16/ 60 Kötü sıfat, ahirete inanmayanlar içindir. En yüce sıfatlar ise Allah'a aittir. Çünkü O, huvel azîzul, hakîm her şeyden üstün ve hikmet sahibidir.

لِلَّذِينَ لاَ يُؤْمِنُونَ بِالآخِرَةِ مَثَلُ السَّوْءِ وَلِلّهِ الْمَثَلُ الأَعْلَىَ وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ

Lillezîne lâ yu’minûne bil âhırati meselus sev’i, ve lillâhil meselul â’lâ, ve huvel azîzul hakîm(hakîmu).

Bu kökten gelen olumsuz kelimeler Kur'an'da firavun ve iblise atfen de kullanılır.  A’lâ, taşıdığı mananın “en” lerini ifade eder. En yüce, en yüksek, en üstün manalarına gelir. 

Mesela Kur'an'da geçen, el ufukul ala (necm 53:7)“en yüce ufuk”, el meselul ala “en üstün örnek” anlamlarına gelir. 

Necm 53/ 7 O en yüksek ufukta idi.
وَهُوَ بِالْأُفُقِ الْأَعْلَى
Ve huve bil ufukil a’lâ.

el meselul ala “en üstün örnek”

Rum 30/27
Yaratmayı ilk başlatan, sonra onu yeniden gerçekleştirecek olan O'dur.. Bu, O’nun için çok kolaydır.Göklerde ve yerde en yüce misal O'nundur.O, El Azîz' Gücü mükemmel şerefi olan,El-Hakim doğru karar verir ve.Onun her işinde pek çok hikmetler vardır.
وَهُوَ الَّذِي يَبْدَأُ الْخَلْقَ ثُمَّ يُعِيدُهُ وَهُوَ أَهْوَنُ عَلَيْهِ وَلَهُ الْمَثَلُ الْأَعْلَى فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ
Ve huvellezî yebdeul halka summe yuîduhu, ve huve ehvenu aleyhi, ve lehul meselul a’lâ fîs semâvâti vel ard(ardı), ve huvel azîzul hakîm


Sevgili Peygamberimizin son sözü olan er refikul ala “en yüce dost” ta benzer bir kullanımdır.

Allah'ın büyüklüğünü aklen kıyaslayacak bir şey yoktur. Bu yüzden a’la’daki üstünlük manası “hep üstün ve yüce” ya da “tek üstün ve yüce” vurgularını içerir. sıfat olarak anlaşılmalıdır. 




A‘lâ 87/1Yüce Rabbinin adını tespih et.

سَبِّحِ اسْمَ رَبِّكَ الْأَعْلَى

Sebbihisme rabbikel a’lâ.

A‘lâ 87/2 O,ki yarattı, 'bir düzen içinde biçim verdi',

الَّذِي خَلَقَ فَسَوَّى

Ellezî halaka fe sevvâ.

A‘lâ 87/3 Takdir etti, böylece yol gösterdi,

وَالَّذِي قَدَّرَ فَهَدَى

Vellezî kaddera fe hedâ.




Rabbin A’lâ olması ve A’lâ olan Rabbin tesbih edilmesi ne demektir?

1-Allahtan başkasına Rablik vasfı yükleyenlere
a.Allahtan başkasına Rablik yakıştırmakla onu yüceltmiş olmazsınız.

b. Allahtan başkasına Rablik yakıştırmakla Allah'ı aşağılamış olmazsınız. Bu günaha teşebbüs eden kendini alçaltmış olur. Kendini alçaltma teşebbüsü Allahtan uzaklaşma ile neticelenir.

c.A’lâ olan Rabbe ortaklar bulmaya kalkmak, O’nun üstün ve yüceliğine zerre kadar halel getirmez. Ana bunu yapan kendisini aşağılamış olur.

2-Allah'ı Rab olarak tanıyan ve O’na öylece iman edenlere
a.A’lâ olan Rabbin terbiyesine teslim olan bir mümin,terbiyenin de zirvesine çıkmış bir mümindir.

b.A’lâ sıfatına iman eden her mümine düşen Onu tesbihetmektir. O’nu tesbih etmek, Onun her şeye yaratılıştan koyduğu ölçü üzerine hareket etmek, yaratılıştan takdir ettiği amacı gerçekleştirmektir.

c.Rab adına hareket etmek, Allah'a karşı esas duruşu bozmamak, klas duruşu takınmak demektir. Kulun Allah'a karşı esas duruşunu namaz temsil eder. Müşriklerin yaptığı gibi, ibadetin içini boşaltıp, ibadeti oyun, oyunu ibadet yapan bir yaklaşımla değil, ibadetin hakkını vererek ve yöneldiğin zatın en yüce olan Allah olduğunu unutmadan ibadet et iması taşır.

d.Allah'ın A’lâ sıfatına iman kişiyi Firavunlaşmaya karşı koruyan en büyük zırhtır. Ayet, “Rabbinin ismini tesbih et!” diye değil, zimnen “Rabbini A’lâ vasfıyla tesbih et!” vurgusunu taşımaktadır. Bu vurguyu taşıdığını Sevgili Peygamberimizin bu ayet indikten sonra verdiği “bunu namazlarınızın secdelerine koyunuz” talimatından da çıkarabiliriz.


FİRAVUNLAŞMAYA KARŞI İ’LA-YI KELİMETULLAH


Allah kelâmının, İslâmiyetin ulviyetini ve hakikatlarının kıymetini bildirmek ve yaymak.

Sevgili Peygamberimiz “Azîm olan Rabbini tesbih et!” emrini içeren vakıa 74. Ayet için de “bunu namazlarınızın rükuuna koyunuz” emrini vermişti. Allah indinde eşkıya Allah'a karşı sorumsuz davranan kimsedir. En yüce ve en büyük olana karşı yapılan eşkıyalık en büyük eşkıyalıktır.

Allah'a karşı yapılan eşkıyalığın tarihteki sembolü Firavun’dur. Kur'an Firavun’u Firavun yapan en büyük küstahlığın Allah'ın A’lâ ismini kendisine yakıştırması olduğunu beyan eder.


Naziat 79/20 Vardı ona, o büyük mucizeyi gösterdi.
فَأَرَاهُ الْآيَةَ الْكُبْرَى
Fe erâhul âyetel kubrâ.

Naziat 79/21 Fakat Firavun yalanladı, isyan etti./karşı geldi.
فَكَذَّبَ وَعَصَى
Fe kezzebe ve asâ.

Naziat 79/22 Sonra koşarak dönüp gitti.
فَكَذَّبَ وَعَصَى
Summe edbera yes’â.

Naziat 79/23 Hemen topladı ve onlara seslendi:
فَحَشَرَ فَنَادَى
Fe haşera fe nâdâ.

Naziat 79/24 Dedi ki: "Sizin en yüce rabbiniz benim.
فَقَالَ أَنَا رَبُّكُمُ الْأَعْلَى
Fe kâle ene rabbukumul a’lâ.

Firavun ,ene rabbukumu'l-a'lâ (ben sizin en büyük Rabbinizim )demekle , sadece Allah'a karşı küstahlık yapmakla kalmıyor ,aynı zamanda kendisine de tanrılık yakıştırmış oluyordu. Bu iddiasını Allah'ın "en üstün ve yüce olan" vasfına ortak çıkarak dile getiriyordu.

Firavun tarihte kalmış bir şahsiyet olabilir, fakat firavunluk tarihte kalmamıştır. Firavununluğun tipik özelliği küstahlık ve haddini bilmezliktir.

Kur'an, temelinde güç tutkusu yatan firavunlaşma ve iblisleşmenin karşı kutbuna i’lâ-i kelimetullah’ı yerleştirir. İ’lâ-i kelimetullah “Allah adını yüceltmek” Allah kelâmının yüceltmek demektir.

Vakıa 56/74 O halde o yüce Rabbinin adını tespih et = her türlü eksiklikten uzak tut.
فَسَبِّحْ بِاسْمِ رَبِّكَ الْعَظِيمِ
Fe sebbih bismi rabbikel azîm

Elbette Allah'ın adı zaten yücedir. Dolayısı ile insanoğlunun yüceltmesine O’nun ihtiyacı yoktur. Allah adını yüceltmeden çıkarı olan taraf yüce olan Allah değil, insanın kendisidir. Zira insanın değeri ancak Allah'a karşı haddini bilince ortaya çıkmaktadır.
Allah devasını yüceltmek görünüşte Allah adını yüceltmek gibi görünse de hakikatte Allah'ın yardımını istemektir.

Muhammed 47/17
Hidayeti kabul edenlere gelince, Allah onların hidayetlerini artırmakta ve kendilerine takvalarını korunma yollarını vermektedir.
وَالَّذِينَ اهْتَدَوْا زَادَهُمْ هُدًى وَآتَاهُمْ تَقْواهُمْ
Vellezînehtedev zâdehum huden ve âtâhum takvâhum.

ayeti bu hakikati ifade etmektedir. İnsan Allah'ın yardımı olmadan ayakta kalamaz. Eğer Allah'ın yardımını kendi tarafına çekmeyi başarabilirse (celb etmek) ne olur? Şu olur. “eğer Allah size yardım ederse, artık size hiç kimse galip gelemez.”

Âl-i İmrân 3 /160 Allah size yardım ederse, sizi yenecek yoktur. Eğer sizi yardımsız bırakırsa, ondan sonra size kim yardım edebilir? Mü’minler, ancak Allah’a tevekkül etsinler.
إِن يَنصُرْكُمُ اللّهُ فَلاَ غَالِبَ لَكُمْ وَإِن يَخْذُلْكُمْ فَمَن ذَا الَّذِي يَنصُرُكُم مِّن بَعْدِهِ وَعَلَى اللّهِ فَلْيَتَوَكِّلِ الْمُؤْمِنُونَ
İn yansurkumullâhu fe lâ gâlibe lekum, ve in yahzulkum fe men zellezî yansurukum min ba’dihi, ve alâllâhi felyetevekkelil mu’minûn


A’LÂ OLAN ALLAH’IN TECELLİSİ


ÜSTÜN OLMAK VE KORKU TERBİYESİ

Allah korkusunu haşyet kelimesi ifade eder. Haşyet cehalete dayalı beşeri korkuyu değil, korkanı aziz eden bilgiye ve sevgiye dayalı ulvi korkuyu ifade eder.

Beşeri korku genellikle havf ve vehn kelimesi kullanılır.

Vehn hem maddi hem de manevi zayıflığı ve zaafı ifade eder.

Bu kelime Türkçe de “zayıflık, güçsüzlük, tembellik, uyuşukluk, pışırıklık, ödleklik” karşılığı kullanılmaktadır.

Sonuçta ikisi de aynı kapıya çıkar. Bu illete tutulan kimselerin temel problemi, Allah'ın mutlak yüce ve üstün olduğu hakikatini ifade eden A’lâ ismine imanda zafiyet göstermeleridir. O en üstün ve yüce olandır. Bizi korkutan herşeyDEN daha yüce.
Allahtan başkasından, Allahtan korkar gibi korkmak insanı vehn’e (zaafa) sürükler. Fakat A’lâ olan Allah'a iman ederse onu hiçbir şey korkutamaz. Bu takdirde A’lâ olana iman etmenin karşılığını bu ismin tecellisi üzerinden alır. Kendisi de insanlar arasında en üstün (A’lâ) olur. Tıpkı şu ayetin müjdelediği gibi. “ne vehn’e kapılın, nede mahzun olun! Eğer gerçekten inanıyorsanız, insanların en üstünü siz olursunuz.”


Âl-i İmran 3/139 Gevşemeyin ve mahzun olmayın! Eğer mü'minseniz, üstün olan sizlersiniz
وَلاَ تَهِنُوا وَلاَ تَحْزَنُوا وَأَنتُمُ الأَعْلَوْنَ إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ
Ve lâ tehinû ve lâ tahzenû ve entumul a’levne in kuntum mu’minîn


GÖKLERDE VE YERDE EN ÜSTÜN ÖRNEKLER O’NA AİTTİR

Allah mutlak üstün ve yücedir. Üstün ve yüce olanın işi de yücedir. Yani O’nun yarattığı her şey kendi alanında üstün ve yüce bir yaratılış modeli taşır. Bu ister bir sivrisinek olsun, ister insan olsun, ister damla, ister deniz olsun böyledir. “göklerde ve yerdeki en güzel örnekler O’na aittir. Aziz ve Hakim olan da O’dur.” 

Ta Ha 20/4 Yeri ve yüksek gökleri yaratan tarafından bir indirmedir.
تَنزِيلًا مِّمَّنْ خَلَقَ الْأَرْضَ وَالسَّمَاوَاتِ الْعُلَى
Tenzîlen mimmen halakal arda ves semâvâtil ulâ.

Ta Ha 20/5 O Er-Rahman Arş'ı istiva etti,
الرَّحْمَنُ عَلَى الْعَرْشِ اسْتَوَى
Er rahmânu alâl arşistevâ.


SEVGİLİ PEYGAMBERİMİZİN SON SÖZÜ: ER-REFİKU’L-A’LÂBu sözün özel olmasının sebebi Sevgili Peygamberimizin ağzından vefat etmeden önce çıkan son söz olmasıdır.
Bazıları bu söz ile “üstün ve yüce olan Allah'ı” kastettiği yorumunda bulunmuş, bazıları da bununla “Allah katındaki yüce dostları” kastettiği yorumunda bulunmuştur. Bu Fatiha 6. Ayette geçen “nimet verdiklerinin” yoluna duasının karşılığından başka bir şey değildir.

Üstelik bu ayetin açıklaması durumundaki ayet olan Nisa 69. Ayette Sevgili Peygamberimizin dünyadaki son kelamı olan refik ile bitmektedir.

Allah Rasulü'nün son sözü olan er refiku'l a'la" en yüce dost" da benzer bir kullanımdır.

Nisa 4/69 Kim Allah'a ve Elçi'ye itâ'at ederse işte onlar, Allâh'ın ni'met verdiği peygamberler, sıddiklar,şahitler ve sâlihlerle beraberdir. Onlar da ne güzel rafiktir =arkadaştır
وَمَن يُطِعِ اللّهَ وَالرَّسُولَ فَأُوْلَئِكَ مَعَ الَّذِينَ أَنْعَمَ اللّهُ عَلَيْهِم مِّنَ النَّبِيِّينَ وَالصِّدِّيقِينَ وَالشُّهَدَاء وَالصَّالِحِينَ وَحَسُنَ أُولَئِكَ رَفِيقًا
Ve men yutiıllâhe ver resûle fe ulâike meallezîne en’amellâhu aleyhim minen nebiyyîne ves sıddîkîne veş şuhedâi ves sâlihîn, ve hasune ulâike rafîk,

Allah için" yüce ,üstte, yukarıda "demek ,mekânî hiçbir ima taşımaz. Zira Allah mekândan münezzehtir.
O, nerede anarsan oradadır.

Kaf 50/16 Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin ona verdiği vesveseyi de biz biliriz. Çünkü biz, ona şah damarından daha yakınız
وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنسَانَ وَنَعْلَمُ مَا تُوَسْوِسُ بِهِ نَفْسُهُ وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ مِنْ حَبْلِ الْوَرِيدِ
Ve lekad halaknel insâne ve na’lemu mâ tuvesvisu bihî nefsuh(nefsuhu), ve nahnu akrebu ileyhi min hablil verîdi.


Â'lâ ismini bu açıdan makami bir mana taşır, asla mekani bir mana taşımaz.
Allah'ın makam olarak her şeyden yüce ve üstün olduğuna delalet eder.

Bu üstünlük ,aynı zamanda mekandan ve zamandan da üstün ve yüce olmak demektir. Zira O mutlak ve sonsuz varlıktır.

Özetle Allah'ın A'lâ ismi ,hiçbir mekani ima taşımaz. O'nun mutlak üstün oluşu, makamı bir üstünlük ve yüceliktir.


Leyl 92/17 En takvalısı ise, ondan uzak tutulacaktır.
وَسَيُجَنَّبُهَا الْأَتْقَى
Ve se yucennebuhâl etkâ.

Leyl 92/18 Ki o, malını vererek temizlenip arınır.
الَّذِي يُؤْتِي مَالَهُ يَتَزَكَّى
Ellezî yu’tî mâlehu yetezekkâ.

Leyl 92/19 O yaptığı iyiliği birinden karşılık görmek için yapmaz.
وَمَا لِأَحَدٍ عِندَهُ مِن نِّعْمَةٍ تُجْزَى
Ve mâ li ehadin indehu min ni'metin tuczâ.

Leyl 92/20 Ancak yüce Rabbinin rızasını aramak için
إِلَّا ابْتِغَاء وَجْهِ رَبِّهِ الْأَعْلَى
İllâbtigâe vechi rabbihil a’lâ.

Leyl 92/21 Elbette yakında kendisi de hoşnut olacaktır.
وَلَسَوْفَ يَرْضَى
Ve le sevfe yerdâ.


Hiç yorum yok: