Allah'ın hem eşsiz terbiyesini, hem mahlukatı bu terbiye cevap
verecek şekilde yaratmasını, hem de onların üzerinde yönetici ve otorite
olmasını ifade eder.
Rab kelimesinin çoğulu olan “erbâb” 4 yerde ve bu kelimeden türemiş olan “rabbâniyyûn” 3, “ribbiyyûn” ise bir yerde kullanılır.
Toplam
olarak “Rab” kelimesi ve türevleri Kur’an’da 976 yerde tekrar edilir
Rab ismi, Kur’an’da Allah lafzından sonra en çok kullanılan isimdir. ilk
nazil olan 30 sûrede “Rab” ismi 80 kez geçtiği halde, “Allah” ismi
sadece 20 kez geçer. Buna göre Rab lafzı, Allah lafzının dört katı olmuş
oluyor. Elbet bu gerçek, bizlere çok mesaj verir.
Peygamberimiz
Esma’ül Hüsna ile ilgili hadisinde , ” Allah’ın 99 ismi vardır. Kim
bunları ezberleyip benimserse ( ihşa etmek ) cennete girer ”
buyurmuştur.Bu hadiste Esma’ül Hüsna sayısı 99 olarak verilmiş olsada,
isim olarak tek tek belirtilmemiştir. Daha sonra Hadis alimleri İbni
Mace ve İbni Tirmızi’nin derlediği hadislerde listeler verilmiştir.Bu
listelerde birbirlerinden farklı olup, ” Rab ” ismi içermezler.
Rab
kelimesinin öncelikli ve ağırlıklı mânasının, terbiye etmek, büyütüp
yetiştirmek olduğunu söyleyebiliriz.Her şeyi yaratan sonra da onu
yaratılış amacına yöneltendir.“bir şeyi yetkinlik noktasına varıncaya
kadar kademe kademe inşa edip geliştiren” mânasında daha çok sıfat gibi
kullanılır ve kelimeye hepsi de Allah hakkında olmak üzere “mâlik,
seyyid, idare eden, terbiye eden, gözetip koruyan, nimet veren, ıslah
edip geliştiren, mâbud” gibi anlamlara gelir.
“Rab” kavramı, başka bir dilde tek kelimeyle kolayca ifade edilmeyecek kadar geniş kapsamlı ve zengin anlamlıdır.
Bu kelimenin taşıdığı belli başlı anlamlar şunlardır:
1-Terbiye etmek,
Mürebbi: sorumluluğunu üstlendiği eğitimciye denir. Sahipi olması
Besleyip büyütmek: Rab kelimesi, bu anlama geldiği için Arapçada çocuk
bakıcısı veya yetiştiricisi olan anneye rabbe, babaya da rab denir.
2- Malik ve sahip olmak: Arapçada, bir şeye sahip ve malik olan kişi için o şeyin rabbi denir. Rabbe hezel beyt (bu evin sahibi)
3- Melik, efendi,
sözü dinlenen kişi: “Buradan çıkınca efendine benden söz et” dedi. Ne
var ki şeytan berikine efendisinin yanında (Yusuf’tan) söz etmeyi
unutturdu. Bu âyette yer alan Rab kelimesi, bu sözcüğün değinilen
anlamlara geldiğini kanıtlar.
4-Toplamak, yığmak:
Rab kökünden türeyen ve “insanların toplandıkları yer” anlamına gelen
el-mereb kelimesi, Rabkelimesinin, belirtilen anlamlara geldiğini
gösterir.
5- Islah edip düzeltmek:
Bir şey üzerinde otorite sahibi olmak: Arap dilinde “bir şeyi düzeltip
tamamlayan” yahut “bir toplumu idare edip insanları kendine itaat
ettiren” kimseyi belirtmek için de Rab kelimesi kullanılır.
Görüldüğü
gibi Rab kelimesi terbiye eden, yöneten, besleyip gözeten, sahip ve
malik olan gibi pek çok anlamlar taşımaktadır. Ancak bu anlamlarının
hepsini birden tek kelime dile getirmek mümkün değildir. Bu özelliğinden
dolayı Rab kelimesi,konunun hangi bağlamda kullanıldığına bakılarak
manalandırılmalıdır.
---------------------------------
KURAN'A GÖRE MÜŞRİKLERİN ALLAH HAKKINDA YANLIŞ VE SAPKIN ANLAYIŞLAR
Kuran'nın
indirildiği kendilerin bir elçi gönderilen bu toplumun Allah'a şirk
koşanların, ve inkarcıların sapkın Allah tasarvurlarını ve evrensel
olarak ayetlerin gösterdiği kitlelerde nasıl bir yanlış Allah
tasavuru vardır Mekke Müşrikleri üzerinden ve evrensel olarak Kuran'da
bu tür Allah tasavurlarını yanlışlığı hatırlatıp zihinlere kazımak
istemektedir hatırlatılmaktadır
Mekke müşrikleri ;
1- Allah'ın varlığına inanıyorlar
2-Hem kendilerinin hem de putlarının hemde tüm alemlerin yaratıcılığı ve tüm alemlerinde Allahın olduğunu biliyor
3- Allahın tek ilah olarak kabul ediyorlar
4-Yüce Allahı ilah Rab olarak kabul ediyorlar
5-Başa çıkmadıkları sorunla karşılaştıklarında Allah'a sığınıyorlar
6-Taptığı putlarının yaratıcı yada ihtiyaclarını karşılayan olarak görmüyorlar
---------------
Peki buna rağmen Allahı tanımada yanlış giden nedir ?Gelin Kuran ayetlerinde bu saydığımız maddeleri ayetlerden öğrenelim
Müminun 23/ 84 De ki: "Eğer biliyorsanız (söyleyin:) Yeryüzü ve onun içinde olanlar kimindir?"
قُل لِّمَنِ الْأَرْضُ وَمَن فِيهَا إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ
Kul li menil erdu ve men fiha in küntüm ta´lemun
Müminun 23/ 85 Allah'ındır" diyecekler. De ki: "Yine de öğüt alıp düşünmeyecek misiniz?"
سَيَقُولُونَ لِلَّهِ قُلْ أَفَلَا تَذَكَّرُونَ
Seyekulune lillah kul efela tezekkerun
Müminun 23/ 86 De ki: 'Yedi göğün Rabbi ve ulu arşın Rabbi kimdir?'
قُلْ مَن رَّبُّ السَّمَاوَاتِ السَّبْعِ وَرَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ
Kul mer rabbüs semavatis seb´i ve rabbul arşil azıym
Müminun 23/ 87Allah'ındır" diyecekler. De ki: "Yine de sakınmayacak mısınız?"
سَيَقُولُونَ لِلَّهِ قُلْ أَفَلَا تَتَّقُونَ
Seyekulune lillah kul e fe la tettekun
Müminun
23/ 88 De ki: "Eğer biliyorsanız söyleyin: Her şeyin melekutu mülk ve
yönetimi kimin elindedir? Ki O, koruyup kolluyorken kendisi korunmuyor."
قُلْ مَن بِيَدِهِ مَلَكُوتُ كُلِّ شَيْءٍ وَهُوَ يُجِيرُ وَلَا يُجَارُ عَلَيْهِ إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ
Kul mem bi yedihi melekutü külli şey´iv ve hüve yuciru ve la yücaru aleyhi in küntüm ta´lemun
Müminun 23/ 89 Allah'ındır" diyecekler. De ki: "Öyleyse nasıl oluyor da böyle büyüleniyorsunuz?"
سَيَقُولُونَ لِلَّهِ قُلْ فَأَنَّى تُسْحَرُونَ
Seyekulune lillah kul fe enna tüsharu
Müminun 23/ 90 Hayır, biz onlara hakkı getirdik, ancak onlar gerçekten yalancıdırlar.
بَلْ أَتَيْنَاهُم بِالْحَقِّ وَإِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ
Bel eteynüham bil hakki ve innehüm le kazibun
--------------------
RAB, RUBBİYET VE ULUHİYYET
Rububiyet kelime anlamı : Allah’ın
rububiyeti O’nun yaratılmışlar âlemine bakan yönüdür sonsuz kuvvet ile
idaresi altına alan, tedbir ve terbiye eden . Yani bunları yapabilecek
sonsuz bir güce sahip olmaktır. Yaratmak, rızık vermek, diriltmek,
öldürmek, yağmur yağdırmak, bitkileri yeşertmek ve kâinattaki işleri
çekip-çevirmek gibi, yegâne Rab olan Allah Teâlâ'nın fiilleridir.
Uluhiyet kelime anlamı :
İlâhlık sıfatı ve vasfı demektir. Bu vasfa sahip olan, ibadet ve itaat
edilmeğe müstehak olan sadece Yüce Allah'dır. Çünkü O,Subhandır her
türlü kemâl sıfatına sahip, her türlü noksan sıfatlardan da
münezzehtir.Yalvarıp-yakarmak,korkmak, ümit etmek, tevekkül etmek,tevbe
etmek, istemek, ürpermek, adak adamak ve imdat dilemek gibi kulun fiili
olan ibâdetlerdir Bunu yapan mü’minler, sadece Allah’a itaat etmek ve
O’nun rızasını kazanmak için yaparlar.
Zâlikümüllahü Rabbüküm
Mümin
40/62 İşte bu, sizin Rabbiniz Allah'tır; her şeyin yaratıcısıdır;
O'ndan başka ilah yoktur. Öyleyse nasıl olur da çevriliyorsunuz?
ذَلِكُمُ اللَّهُ رَبُّكُمْ خَالِقُ كُلِّ شَيْءٍ لَّا إِلَهَ إِلَّا هُوَ فَأَنَّى تُؤْفَكُونَ
Zalikümüllahü rabbüküm haliku külli şey´ la ilahe illa hüve fe enna tü´fekun
MÜMİN
40/64 Allah, yeryüzünü sizin için karar kılma yeri, göğü de binâ yapan;
size şekil verip de şekillerinizi güzel kılan ve sizi temiz şeylerle
rızıklandırandır. İşte Rabbiniz Allah! Âlemlerin Rabbi Allah ne yücedir!
اللَّهُ
الَّذِي جَعَلَ لَكُمُ الْأَرْضَ قَرَارًا وَالسَّمَاء بِنَاء
وَصَوَّرَكُمْ فَأَحْسَنَ صُوَرَكُمْ وَرَزَقَكُم مِّنَ الطَّيِّبَاتِ
ذَلِكُمُ اللَّهُ رَبُّكُمْ فَتَبَارَكَ اللَّهُ رَبُّ الْعَالَمِينَ
Allahüllezi
ceale lekümül erda kararav ves semae binaev ve savveraküm fe ahsene
suveraküm ve razekaküm minet tayyibat zalikümüllahü rabbükam fe
tebarakellahü rabbül alemın
Evet müşrikler Allah'ın ULUHİYETİNE iman ediyorlardı. RUBUBİYETİNİ kabullenmiyorlardı.
Yani hayatlarına her an müdahil olmasını istemiyor, uzak bir Allah tasavvurunun da bulunuyorlardı.
Müslümanım diyenlerin hallerine baktığımızda bunu görüyoruz
Sen benim Rabbimsin ama alış verişime karışma.
İstediğim gibi menfatime neyi gerektiriyorsa ticaret yaparım.
İlahlaştırdıklarıma da KARIŞMA senin yerin ,ayrı onları
Gönlüme begendiğimsem ,istediğim cemaate göre uyarım
İBADETLERİME karışma
İlişkilerime tercihlerime de karışma!
Menfaatlerimi Kur'an'da gönderdiğin emirlerin önüne geçirebilirim.
İstersem namazımı kılarım istemezsem kılmam
Halbuki Müslüman olmak inanca yani RABBE ve ondan gelen emirlere teslim olmaktır.
Bakara 3/131 Rabbi ona: "Teslim ol" dediğinde O"Alemlerin Rabbine teslim oldum" demişti.
إِذْ قَالَ لَهُ رَبُّهُ أَسْلِمْ قَالَ أَسْلَمْتُ لِرَبِّ الْعَالَمِينَ
İz kale lehu rabbühu eslim kale eslemtü li rabbil alemin
Çağımızda da İnsanlar tıpkı müşrikler gibi Allah'a iman ettiklerini söylüyorlar fakat Rab isminin tecellisine iman etmiyorlar.
İhlâs sûresi de O'nun ulûhiyyetini en güzel şekilde ifâde etmektedir:
Rahman ve Rahim olan Allah Adıyla
İhlas 112/1 De ki: “O Allah, O, bir tektir.
قُلْ هُوَ اللَّهُ أَحَدٌ
Kul huvallâhu ehad
İhlas 112/2 Allah samed’dir.Hiçbir şeye muhtaç olmayan, herşey O’na muhtaç olandır.
اللَّهُ الصَّمَدُ
Allâhus samed
İhlas 112/3 Ne bir çoçuk edinmiştir. Ne de kimsenin çoçuğu olmuştur
لَمْ يَلِدْ وَلَمْ يُولَدْ
Lem yelid ve lem yûled.
İhlas 112/4 Ve hiçbir şey O'nun dengi değildir.
وَلَمْ يَكُن لَّهُ كُفُوًا أَحَدٌ
Ve lem yekun lehu kufuven ehad
RAB ismi hem Kuran'ın nüzul sürecinden geçen ilk isimdir.
Hem de Kuran'ın ilk ve son surelerinde yer alan isimdir.
Nüzul olan ilk ayetler ALAK SÜRESİ,
Alak 96 /1 Yaratan Rabbinin adiyla oku!
اقْرَأْ بِاسْمِ رَبِّكَ الَّذِي خَلَقَ
Ikra´ bismi rabbikelleziy halak
Nüzul olan son ayetler ise NASR SÜRESİ'dir
Nasr 110 /1Allah'ın yardımı ve fetih geldiği zaman
إِذَا جَاء نَصْرُ اللَّهِ وَالْفَتْحُ
İzâ câe nasrullâhi vel fethu.
Nasr 110 /2 İnsanları bölük, bölük Allah'ın dinine girerlerken gördüğünde.
وَرَأَيْتَ النَّاسَ يَدْخُلُونَ فِي دِينِ اللَّهِ أَفْوَاجًا
Ve raeyten nâse yedhulûne fî dînillâhi efvâcâ
Nasr
110 /3 Artık her şeyi güzel yapan Rabbin’i Hamd ile tesbih et ve
bağışlamasını dile! Muhakkak ki, O, tevvab'tır Kullarını tevbeye
yönlendiren O, kendine yöneleni kabul edendir
فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ وَاسْتَغْفِرْهُ إِنَّهُ كَانَ تَوَّابًا
Fe sebbih bi hamdi rabbike vestagfirhu, innehu kâne tevvâbâ
Ya Rabbi ifadesiyle sadece iki yerde geçer
Furkan 30 Peygamber, ” Ya Rabbi ! Kavmim şu Kuran’ı terk edilmiş bir şey haline getirdi. ” dedi.
وَقَالَ الرَّسُولُ يَا رَبِّ إِنَّ قَوْمِي اتَّخَذُوا هَذَا الْقُرْآنَ مَهْجُورًا
Ve kaler rasulü ya rabbi inne kavmit tehazu hazel kur´ane mehcuraü
Zuhruf 43 / 88Onun: "Ya Rab" demesi hakkı için şüphesiz onlar imana gelmez bir kavimdirler.
وَقِيلِهِ يَارَبِّ إِنَّ هَؤُلَاء قَوْمٌ لَّا يُؤْمِنُونَ
Ve kiylihı ya rabbi inne haülai kavmül la yü´minun
------------------------
Rab isminin en belirgin tarifi kuranda geçmektedir
Taha 25/ 49 Firavun, “Ey Mûsâ! Sizin Rabbiniz de kimmiş!” dedi.
قَالَ فَمَن رَّبُّكُمَا يَا مُوسَى
Kale fe mer rabbüküma ya musa
50-Dedi ki: "Bizim Rabbimiz, her şeye yaratılışını veren, sonra doğru yolunu gösterendir.
قَالَ رَبُّنَا الَّذِي أَعْطَى كُلَّ شَيْءٍ خَلْقَهُ ثُمَّ هَدَى
Kale rabbünellezi a´ta külle şey´in halkahu sümme heda
------------------
Rab Sıfatı Kefil,gözetici,koruyup kollayan,ıslahla sorumlu sadece ALLAH''tır
Rab
sıfatının kullarının üzerindeki fiilerini anlatan ve kuluna adeta
iftirat ettiren ibrahim aleyhisselam üzerinden bilinç kazandırır
Rab,tanımı yapan ayetler de görüleceği gibi gerçek sahip, yaratan,
doğruyu gösteren, rızık veren, bu fiillere ve bütün her şeye gücü
yeten; neticede kulluk edilmeye yegâne hak sahibi olan Yüce
Varlık’tır.
Tevhid ilkesi çerçevesinde Hz. İbrahim’in (a.s.) Rab tarif et tiği şu ayetlerde görüldüğü gibi , Rab isminin içeriği ile alakalı esmalara işaret etmektedir
Şuara 26/77 İyi bilin ki onlar benim düşmanımdır; ancak âlemlerin Rabbi (benim dostumdur);
إِنَّهُمْ عَدُوٌّ لِّي إِلَّا رَبَّ الْعَالَمِينَ
Fe innehüm adüvvül li illa rabbel alemın
Hâlık (yaratan) ve (Hâdî) yol gösteren
Şuara 26/ 78. "Beni yaratan ve bana yol gösteren O'dur."
الَّذِي خَلَقَنِي فَهُوَ يَهْدِينِ
Ellezî halakanî fe huve yehdîni.
Râzık(rızık veren)
Şuara 26/ 79."Beni yediren ve içiren O'dur."
وَالَّذِي هُوَ يُطْعِمُنِي وَيَسْقِينِ
Vellezî huve yut’ımunî ve yeskîni.
Şuara 26/ 80 "Hastalandığım zaman bana şifa veren O'dur;"
وَإِذَا مَرِضْتُ فَهُوَ يَشْفِينِ
Ve iza meridtü fe hüve yeşfı
Şuara 26/ 81"Beni öldüren ve sonra dirilten O'dur."
وَالَّذِي يُمِيتُنِي ثُمَّ يُحْيِينِ
Vellezî yumîtunî summe yuhyîni.
Şuara 26/ 82." Yargı gününde, kusurlarımı bağışlayacağını umduğum da O'dur."
وَالَّذِي أَطْمَعُ أَن يَغْفِرَ لِي خَطِيئَتِي يَوْمَ الدِّينِ
Vellezî atmeu en yagfira lî hatîetî yevmed dîn(dîni).
---------------------
Hak ,batıl arasındaki cizgisini ilahi vahiyle eğiten öğreten Rab isminin tecelisidir
Şuara
26/83 Ey Rabbim! Bana doğruyla eğrinin ne olduğuna hükmedebilme bilgi
ve yeteneğini bağışla ve beni dürüst ve erdemli insanların arasına kat
رَبِّ هَبْ لِي حُكْمًا وَأَلْحِقْنِي بِالصَّالِحِينَ
Rabbi heb lî hukmen ve elhıknî bis sâlihîn
Şu’arâ, 26/84 Rabbim Arkadan gelecekler içinde iyilikle anılmayı bana nasip eyle!”
وَاجْعَل لِّي لِسَانَ صِدْقٍ فِي الْآخِرِينَ
Vec’al lî lisâne sıdkın fîl âhırîn(âhırîne).
---------------------------
O, her şeyin Rabbi iken, ben Allah'tan başka bir Rabler edinmemeyi öğütler
Kur’an,
Rab kelimesi hakkında doğru olmayan bu ortak kullanımı düzeltmeyi,
sadece Yüce Allah için kullanılabileceği gerçeğini ortaya koymayı
hedeflemişti
Enam 6/164 De ki: "O, her şeyin Rabbi iken, ben
Allah'tan başka bir Rab mi arayayım? Hiç bir nefis, kendisinden
başkasının aleyhine (günah) kazanmaz. Günahkar olan bir başkasının günah
yükünü taşımaz. Sonunda dönüşünüz Rabbinizedir. O, size hakkında
anlaşmazlığa düştüğünüz şeyleri haber verecektir."
قُلْ أَغَيْرَ
اللّهِ أَبْغِي رَبًّا وَهُوَ رَبُّ كُلِّ شَيْءٍ وَلاَ تَكْسِبُ كُلُّ
نَفْسٍ إِلاَّ عَلَيْهَا وَلاَ تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ أُخْرَى ثُمَّ
إِلَى رَبِّكُم مَّرْجِعُكُمْ فَيُنَبِّئُكُم بِمَا كُنتُمْ فِيهِ
تَخْتَلِفُونَ
Kul e ğayrallahi ebğiy rabbev ve hüve rabbü külli şey´
ve la teksibü küllü nefsin illa aleyha ve la teziru vaziratüv vizra uhra
sümme ila rabbiküm merciuküm fe yünebbiüküm bima küntüm fıhi tahtelifun
Bakara 2/ 21 Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri halk
eden/yaratan Rabbinize kulluk edin ki takvâ sahibi olasınız. Allah'ın
azâbından kendinizi kurtarmış olursunuz."
يَا أَيُّهَا النَّاسُ اعْبُدُواْ رَبَّكُمُ الَّذِي خَلَقَكُمْ وَالَّذِينَ مِن قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ
Ya eyyühen nasu´büdu rabbekümüllezi halekaküm vellezıne min kabliküm lealleküm tettekun
---------------
Malik,efendi. Allah'a izafe edilince, sahip (mâlik) manasını taşır
Ebû
Hureyre’den rivayet edilen rivayette ,Köle efendisine/sahibine “Rabbim”
demesin.”Hz. Peygamber, kölenin sahibine Rabbim diye hitap etmesini
yasaklamıştır.
Yusuf 12/101"Rabbim, sen bana mülk ve saltanattan
bir nasip verdin. Olayların ve düşlerin yorumundan bana bir ilim
öğrettin. Ey gökleri ve yeri yaratan! Benim dünyada da âhirette de
Velî'm sensin. Beni müslüman/sana teslim olmuş olarak öldür ve beni
barışsever hayırlı kullar arasına kat."
رَبِّ قَدْ آتَيْتَنِي مِنَ
الْمُلْكِ وَعَلَّمْتَنِي مِن تَأْوِيلِ الأَحَادِيثِ فَاطِرَ
السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ أَنتَ وَلِيِّي فِي الدُّنُيَا وَالآخِرَةِ
تَوَفَّنِي مُسْلِمًا وَأَلْحِقْنِي بِالصَّالِحِينَ
Rabbi kad âteytenî
minel mulki ve allemtenî min te’vîlil ehâdîs(ehâdîsi), fâtıras semâvâti
vel ardı ente veliyyî fîd dunyâ Vel âhıreh(âhıreti), teveffenî muslimen
ve elhıknî bis sâlihîn(sâlihîne).
Terbiyenin tarifi: Bir şeyi basit
halinden kemal noktasına doğru aşama aşama inşa edip geliştirmektir.Rab
isminin en belirgin tarifi kuranda geçmektedir
-------------------
Rabler edinmeme noktası Allahtan başka kimseye Rablik verilemez
Rab, kelimesinin çoğulu erbâb’tır Kur’an erbâb edinmeyi yasaklamıştır
Ehl-i
Kitap,ilahlaştırılan putlar, insanlar ve melekler ,peygamberlerini Rab
edinerek şirke düşmenin yanı sıra, Kureyş ve sabiîlerin yaptıkları gibi
melekleri de Rab edinerek şirke düşmüşlerdir.
Ali-imran 3/80 O, melekleri ve peygamberleri Rabler edinmenizi emretmez. Siz, müslüman olduktan sonra, size küfrü mü emredecek?
وَلاَ
يَأْمُرَكُمْ أَن تَتَّخِذُواْ الْمَلاَئِكَةَ وَالنِّبِيِّيْنَ
أَرْبَابًا أَيَأْمُرُكُم بِالْكُفْرِ بَعْدَ إِذْ أَنتُم مُّسْلِمُونَ
Ve la ye´müraküm en tettehizül melaikete ve nebiyyıne erbaba* e ye´müruküm bil küfri ba´de iz entüm müslimun
Rab
sıfatını başkaları veya kendisinde görenler helal olanı haram,
haram olanı da helal kılmalarını Allah'ın ait olanı başkasına
vermektir
Rabler edinerek haham ve rahiplerin gerçekte Allah'ın Rabbiliğini görmezler
Ali-imran
3/84 De ki: "Ey Kitap Ehli, bizimle sizin aranızda müşterek (olan) bir
kelimeye (tevhide) gelin. Allah'tan başkasına kulluk etmeyelim, O'na hiç
bir şeyi ortak koşmayalım ve Allah'ı bırakıp bir kısmımız (diğer) bir
kısmımızı Rabler edinmeyelim." Eğer yine yüz çevirirlerse, deyin ki:
"Şahid olun, biz gerçekten müslümanlarız."
Tevbe 9/30
Yahudiler: "Üzeyir Allah'ın oğludur" dediler; hristiyanlar da: "Mesih
Allah'ın oğludur" dediler. Bu, onların ağızlarıyla söylemeleridir;
onlar, bundan önceki inkâr edenlerin sözlerini taklid ediyorlar. Allah
onları kahretsin; nasıl da çevriliyorlar?
وَقَالَتِ الْيَهُودُ
عُزَيْرٌ ابْنُ اللّهِ وَقَالَتْ النَّصَارَى الْمَسِيحُ ابْنُ اللّهِ
ذَلِكَ قَوْلُهُم بِأَفْوَاهِهِمْ يُضَاهِؤُونَ قَوْلَ الَّذِينَ كَفَرُواْ
مِن قَبْلُ قَاتَلَهُمُ اللّهُ أَنَّى يُؤْفَكُونَ
Ve kaletil yehudü
uzeyrunibnüllahi ve kaletin nesaral mesihubnüllah zalike kavlühüm bi
efvahaham yüdahiune kavlellezıne keferu min kabl katellehümullahü enna
yü´fekun
Tevbe 9/31 Onlar, Allah'ı bırakıp bilginlerini ve
rahiplerini rablar (ilahlar) edindiler ve Meryem oğlu Mesih'i de.. Oysa
onlar, tek olan bir ilah'a ibadet etmekten başka bir şeyle
emrolunmadılar. O'ndan başka ilah yoktur. O, bunların şirk koştukları
şeylerden yücedir.
اتَّخَذُواْ أَحْبَارَهُمْ وَرُهْبَانَهُمْ
أَرْبَابًا مِّن دُونِ اللّهِ وَالْمَسِيحَ ابْنَ مَرْيَمَ وَمَا أُمِرُواْ
إِلاَّ لِيَعْبُدُواْ إِلَهًا وَاحِدًا لاَّ إِلَهَ إِلاَّ هُوَ
سُبْحَانَهُ عَمَّا يُشْرِكُونَ
İttehazu ahbarahüm ve ruhbanehüm
erbabem min dunillahi vel mesihabne meryem ve ma ümiru illa li ya´büdu
ilahev vahıda la ilahe illa hu sübhanehu amma yüşrikun
Her şeyin üzerinde Rabbinin şahid olması
Fussilet
41/53 Biz ayetlerimizi hem afakta, hem kendi nefislerinde onlara
göstereceğiz; öyle ki, şüphesiz onun hak olduğu kendilerine açıkça belli
olsun. Her şeyin üzerinde Rabbinin şahid olması yetmez mi?
سَنُرِيهِمْ
آيَاتِنَا فِي الْآفَاقِ وَفِي أَنفُسِهِمْ حَتَّى يَتَبَيَّنَ لَهُمْ
أَنَّهُ الْحَقُّ أَوَلَمْ يَكْفِ بِرَبِّكَ أَنَّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ
شَهِيدٌ
Se nurîhim âyâtinâ fîl âfâkı ve fî enfusihim hattâ
yetebeyyene lehum ennehul hakku, e ve lem yekfi bi rabbike ennehu alâ
kulli şey’in şehîd
Yaptıklarımızın yaptırıcısını kime uygunsa bizim Rabbimiz odur.
Rab; fiillerinden kişiye yaptığını yaptıran, yapmayıp terk ettiğini terk ettiren varlık demektir.
Yaptıklarımızın tümünü bize yaptıran, bizim hayatımızda egemen olan güç, sebep, saik, otorite neyse bizim Rabbimiz odur.
Meselâ
eğer ben bu kardeşlerime buraya toplamamda bana değer verirler, beni
alkışlarlar.meşhur olma niyetiyle gelmiş anlatıyorsam benim Rabbim bu
istediğim şeylerdir.
Ben kendi hayatımı ,kendim belirlerim demiş
olurum ve dilediğini yapabileceğine inanmış olurum Allah'ın arzularıyla,
kendi arzum çatıştığı zaman ,Allah’ın arzuları tercih edilecek ki
sonunda Allah’tan başka Rabbimiz yok diyebilelim.
------------------------
Onlar
Allah'ın gökte İlah olduğunu reddetmiyorlardı fakat yerde Rab oluşunu
ve hayatlarına her an müdahil oluşunu reddediyorlardı.
Firavun'unda
reddettiği Allah'ın;Uluhiyeti değil! Rububiyeti idi!Onun için
inkârını;"ben en büyük ilahınızım" şeklinde değil!ben sizin en büyük
Rabbinizim"şeklinde dile getiriyordu.
Naziat 79/24 : Dedi ki: "Sizin en yüce rabbiniz benim.
فَقَالَ أَنَا رَبُّكُمُ الْأَعْلَى
Fe kâle ene rabbukumul a’lâ.
Kur'an
da dualar "RABBENA" diye başlarken, Gelenekte "ALLAHUMME" diye
yapılır.Hatta bu sonradan salavatların başına da konmuştur. bir
sakıncası var mı? Yok fakat Kur'an'da Rabbimizin bize öğrettiği
şekilde dualarımızın başına Allah'ım kelimesi yerine Rabbena veya
Rabbim dememiz Kur'an'a göre daha uygundur.
Kuran da RAB ismi ile yanyana anılan iki isim vardır
RAHİM diğeri
GAFUR esmalarıdır.
O nasıl bir Rab?
Yarattıklarını
terbiye eden bir Rabdir. yarattıklarını isterse rahmeti ile isterse
gazabı ile terbiye eder,isterse lütfuyla isterse kahrıyla terbiye
eder,isterse cemali ile isterse Celali ile terbiye eder,fakat O
yarattıklarını terbiyesini reddetmedikleri Onun Rubûbiyetine ihanet
etmedikleri sürece rahmeti ile terbiye eder.
Sebe 34/ 15:
Andolsun, Sebe’ halkı için kendi yurtlarında bir ibret vardı: Biri sağda
biri solda iki bahçe bulunuyordu. Onlara şöyle denilmişti: “Rabbinizin
rızkından yiyin ve O’na şükredin. Beldeniz güzel bir belde, Rabbiniz de
gafur kusurları örten çok bağışlayıcı bir Rabdir.”
لَقَدْ كَانَ
لِسَبَإٍ فِي مَسْكَنِهِمْ آيَةٌ جَنَّتَانِ عَن يَمِينٍ وَشِمَالٍ كُلُوا
مِن رِّزْقِ رَبِّكُمْ وَاشْكُرُوا لَهُ بَلْدَةٌ طَيِّبَةٌ وَرَبٌّ
غَفُورٌ
Lekad kâne li sebein fî meskenihim âyetun, cennetâni an
yemînin ve şimâlin, kulû min rızkı rabbikum veşkurû lehu, beldetun
tayyibetun ve rabbun gafûr
Sebe 34/ 16:Fakat onlar yüz
çevirdiler. Biz de üzerlerine Arim selini gönderdik. Onların bahçelerini
ekşi meyveli ağaçlar, acı ılgın ve biraz da sidr ağacı bulunan iki
bahçeye çevirdik.
فَأَعْرَضُوا فَأَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ سَيْلَ
الْعَرِمِ وَبَدَّلْنَاهُم بِجَنَّتَيْهِمْ جَنَّتَيْنِ ذَوَاتَى أُكُلٍ
خَمْطٍ وَأَثْلٍ وَشَيْءٍ مِّن سِدْرٍ قَلِيلٍ
Fe a’radû fe erselnâ
aleyhim seylel arimi ve beddelnâhum bi cenneteyhim cenneteyni zevâtey
ukulin hamtın ve eslin ve şeyin min sidrin kalîl
Sidr / sedir
ağacı iki çeşittir. Kara sidr hiçbir yararlı tarafı olmayan bir ağaçtır.
Yaprakları sabun yerine yıkanmak için dahî kullanılmaz. Buruk acı bir
meyvesi vardır, yenilmez. Bu ağaca aynı zamanda «Eddal» denilir. İkinci
sidr ise su kenarlarında biter. Meyvesine nebk (veya nebuk) denilir.
Yapraklan sadece sabun yerine kullanılır yenilmez
O nasıl bir Rab? âlemlerin Rabbidir
O
gafur bir Rabdir, yani tarifsiz bağışlayıcı olan yine tarifsiz bir
terbiye edicidir. zira terbiyeye muhtaç olan kusurludur,zaten kusurlu
olmasa terbiyeye muhtaç olmazdı,terbiyeye muhtaç ki terbiye ediliyordu.
Şuarâ,
26/24: Dedi ki :“O, göklerin ve yerin ve her ikisi arasındaki her şeyin
Rabbidir.Eğer yakîn gerçekten inanırsanız bu böyledir.
قَالَ رَبُّ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا إن كُنتُم مُّوقِنِينَ
Kâle rabbus semâvâti vel ardı ve mâ beynehumâ, in kuntum mûkınîn(mûkınîne).
Kuran'da
"gökler ve yer" kalıbı bütün bir evreni,"bunlar arasındaki her şey"
ibaresi de evrende yer alan; görünür görünmez,bilinir bilinmez,hacimli
hacimsiz,canlı cansız,şuurlu şuursuz her bir varlığı kapsamaktadır,yani
Allah'ın âlemlerin Rabbi olması bütün yaratılmışların ve evrenin Rabbi
olmasını ifade eder.
-------------------
-Rab olan Allah insanı kulluğu üzerinden terbiye eder.
Bizler namaz kılarız
O
bizi namaz üzerinden terbiye eder namazı bir imtihan kılar namaza karşı
hassasiyetimiz üzerinden sınar bizi namaz içinde gelen vesvese de o
imtihanın bir parçası olur.
Bizler infak ederiz.
O
yaptığımız infak üzerinden bizi terbiye eder bazen yardım yaptığımız
kişiyi başımıza musallat ederek terbiye eder bazen kendisi sayesinde
infak yaptığımız servetimiz üzerinden terbiye eder.
İtaatimiz ibadetlerimiz iyiliklerimiz salih amellerimiz üzerinden bizi terbiye eder
onun
için yaptığımızı zannettiğimiz kulluğu O sonsuz rubûbiyeti ile bizi
terbiye etme de kullanarak nasıl Rahim bir Rab olduğunu gösterir.
Bakara
2/ 21 Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri halk eden/yaratan
Rabbinize kulluk edin ki takvâ sahibi olasınız. Allah'ın azâbından
kendinizi kurtarmış olursunuz."
يَا أَيُّهَا النَّاسُ اعْبُدُواْ رَبَّكُمُ الَّذِي خَلَقَكُمْ وَالَّذِينَ مِن قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ
Ya eyyühen nasu´büdu rabbekümüllezi halekaküm vellezıne min kabliküm lealleküm tettekun
İnsan,Rabbi olan Allah'a kulluk etmekle bir karşılık bekleyecek durumda değildir.
Rabbimize yaptığı kullukAlacağına karşılık için değil Sahip oldularının karşılıgıdır!
İnsan başta varlığını olmak üzere her şeyini Rabbine borçludur
Kulluk etmesi borçunu ödemesi anlamına da gelmez.kulluk ederken,alacağı her nefesi yaşadığı her anı
kullukta kullanacağı her organı kalbinin her atışı yeni bir borçtur!
BORÇ BORÇLA ÖDENMEZ
O halde Allah'ın istediği kulunun borcunu ödemesi değil borçlu olduğunun bilincinde olması ve bunu itiraf etmesidir
İnfitar 82/6. Ey insan! İhsanı bol Kerim olan Rabb'ine karşı seni aldatan nedir?
يَا أَيُّهَا الْإِنسَانُ مَا غَرَّكَ بِرَبِّكَ الْكَرِيمِ
Yâ eyyuhâl insânu mâ garrake bi rabbikel kerîm
Tüm peygamberlerin duada dilindeki tek isim Rabb'dır
Meryem 19/ 4 “Ey Rabbim,” dedi, “Vücudumda kemiklerim zayıfladı, saçım başım ağardı. Ey Rabbim, sana ettiğim dua sayesinde hiç bedbaht olmadım.”
قَالَ رَبِّ إِنِّي وَهَنَ الْعَظْمُ مِنِّي وَاشْتَعَلَ الرَّأْسُ شَيْبًا وَلَمْ أَكُن بِدُعَائِكَ رَبِّ شَقِيًّا
Kâle rabbî innî ve henel azmu minnî veştealer re’su şeyben ve lem ekun bi duâike rabbî şakıyyâ
Hud,11/ 47- Ey Rabbim! Ben senden hakkında bilgim olmayan şeyi istemekten sana sığınırım. Eğer beni bağışlamaz ve esirgemezsen, ben ziyana uğrayanlardan olurum!
قَالَ رَبِّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ أَنْ أَسْأَلَكَ مَا لَيْسَ لِي بِهِ عِلْمٌ وَإِلاَّ تَغْفِرْ لِي وَتَرْحَمْنِي أَكُن مِّنَ الْخَاسِرِينَ
Kâle rabbi innî eûzu bike en es'eleke mâ leyse lî bihî ilmuvve illâ tagfirlî ve terhamnî ekun minel hâsirîn
Kasas 28/16: Dedi ki;. “Rabbim! Şüphesiz ben kendime zulmettim. Beni mağfiret et. Allah da onu mağfiret etti. Şüphesiz O, gaffâr'dır mağfiret isteyen kullarının çirkinlikleri örter ve ayıpları gizler çok bağışlar,Rahim tecellisi ile böyle kullarına ikramı boldur, çok merhamet edendir
قَالَ رَبِّ إِنِّي ظَلَمْتُ نَفْسِي فَاغْفِرْ لِي فَغَفَرَ لَهُ إِنَّهُ هُوَ الْغَفُورُ الرَّحِيمُ
Kâle rabbi innî zalemtu nefsî fagfirlî fe gafera lehu, innehu huvel gafûrur rahîm
Araf 7/ 23 “Ey Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik,eğer bizi bağışlamaz ve bize rahmetinle muamele etmezsen muhakkak ziyana uğrayacaklardan oluruz.”
قَالاَ رَبَّنَا ظَلَمْنَا أَنفُسَنَا وَإِن لَّمْ تَغْفِرْ لَنَا وَتَرْحَمْنَا لَنَكُونَنَّ مِنَ الْخَاسِرِينَ
Kâlâ rabbenâ zalemnâ enfusenâ ve in lem tagfirlenâ ve terhamnâ le nekûnenne minel hâsirîn
Zümer 39 /8:İnsana bir zarar dokunduğu zaman Rabbine yönelerek O’na yalvarır. Sonra kendi tarafından ona bir nimet verdiği zaman daha önce O’na yalvardığını unutur ve Allah’ın yolundan saptırmak için O’na eşler koşar. De ki: “Küfrünle az bir süre daha yaşayıp geçin! Şüphesiz sen ateşin halkındansın..
وَإِذَا مَسَّ الْإِنسَانَ ضُرٌّ دَعَا رَبَّهُ مُنِيبًا إِلَيْهِ ثُمَّ إِذَا خَوَّلَهُ نِعْمَةً مِّنْهُ نَسِيَ مَا كَانَ يَدْعُو إِلَيْهِ مِن قَبْلُ وَجَعَلَ لِلَّهِ أَندَادًا لِّيُضِلَّ عَن سَبِيلِهِ قُلْ تَمَتَّعْ بِكُفْرِكَ قَلِيلًا إِنَّكَ مِنْ أَصْحَابِ النَّارِ
e izâ messel insâne durrun deâ rabbehu munîben ileyhi summe izâ havvelehu ni’meten minhu nesiye mâ kâne yed’û ileyhi min kablu ve ceale lillâhi endâden li yudılle an sebîlihi, kul temetta’ bi kufrike kalîlen inneke min ashâbin nâr
Oturup bir düşünmek lazım, gerçekten musibet hangisidir.
Kişinin musibet gördüğü şey mi yoksa musibetsizlik mi?
Düşünün birincisi kişiyi Allah'a yaklaştırıyor yalvarıp yakartıyor
ikincisise insanı Allah'tan uzaklaştırıyor.
Hangisini tercih etmeli?.....
---------------------
İslam büyükleri musubetlere yani acı veren imtihana ŞEFKAT TOKATI adını verirlermiş.
Buna şöyle bir örnek verirler;
Bir anneyi düşünen aklı tam etmeyen bir çocuğa anne, sınırlar koyar.
Mesela ateşe giderken uçuruma doğru giderken sınırlar koysa, bu çocuk için kısıtlama mıdır? özgürlük engelli midir ki?
Ya da ateşe veya uçuruma giderken anne atlasa çocuğunun üzerine, kurtarmak için kapaklansa,
Bu o çocuğu dövmek midir? ezmek midir ki?
Başımıza gelen musibetleri de işte bu bağlamda değerlendirmemiz gerekiyor
İşte Rabb isminin tecellilerinden biri de kullarını ŞEFKAT TOKATIYLA TERBİYE EDİŞİDİR.
kayıtsız ,şartsız Rabbimize teslim olmaktır.
Bakara 2 /131Rabbi, O'na: "Bana teslim ol!" dediğinde; "Sana, bütün alemlerin Rabbine teslim oldum!" diye cevap verdi.
إِذْ قَالَ لَهُ رَبُّهُ أَسْلِمْ قَالَ أَسْلَمْتُ لِرَبِّ الْعَالَمِينَ
İz kale lehu rabbühu eslim kale eslemtü li rabbil alemin,
İNANCI TESLİM ALMAK DEĞİL.
Ankebut Suresi, 29/ 63:Andolsun, eğer onlara, “Gökten yağmuru kim indirip de onunla yeryüzünü ölümünden sonra diriltti?” diye soracak olsan, mutlaka, “Allah” diyeceklerdir. “De ki; “Her şeyi güzel yapmak Hamid olan Allah’a mahsustur.” Fakat onların çoğu akıllarını kullanmazlar.
وَلَئِن سَأَلْتَهُم مَّن نَّزَّلَ مِنَ السَّمَاء مَاء فَأَحْيَا بِهِ الْأَرْضَ مِن بَعْدِ مَوْتِهَا لَيَقُولُنَّ اللَّهُ قُلِ الْحَمْدُ لِلَّهِ بَلْ أَكْثَرُهُمْ لَا يَعْقِلُونَ
Ve le in seeltehum men nezzele mines semâi mâen fe ahyâ bihil arda min ba’di mevtihâ le yekûlunnallâhu, kulil hamdu lillâhi, bel ekseruhum lâ ya’kılûn
Allah'dan başka hiçbir varlığın sahip çıkamayacağı çok büyük varlıklara ve muhatapların dikkatine sunulmasında hatırlatmarıyla kendilerince rabler edindikleri şeylerin de Rabbi olduğunu toplum tarafından önem atfedilen isimlere muzaf yaparak da zikretmiştilmiştir
Alemlerin Rabbi / Göklerin ve Yerin Sabahın Rabbi Doğuların ve Batıların Rabbi arşın Rabbi/Şira Yıldızın Rabbi ,İzzetin Rabbi Kâ‘be’nin Rabbi /Mekke’nin Rabbi Musa ve Harunun Rabbi
Safat 37/ 5 Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbi'dir, doğuların da Rabbi'dir.
رَبُّ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَرَبُّ الْمَشَارِقِ
Rabbüs semavati vel erdi ve ma beynehüma ve rabbül meşarık
Casiye 45/36 Hamd, göklerin Rabbi, yerin Rabbi bütün âlemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur.
فَلِلَّهِ الْحَمْدُ رَبِّ السَّمَاوَاتِ وَرَبِّ الْأَرْضِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
Fe lillahil hamdü rabbis semavati ve rabbil erdi rabbil alemın
Müşriklerin taptığı Şi‘râ yıldızı
Necm 53/49 Doğrusu Şira yıldızının Rabbi O'dur.
وَأَنَّهُ هُوَ رَبُّ الشِّعْرَى
Ve ennehu huve rabbuş şı´ra
Araf 7/122 Mûsa ve Harûn’un Rabbine
رَبِّ مُوسَى وَهَارُونَ
Rabbi musa ve harun
Şuara 26 /48
Mûsa ve Harûn’un Rabbine
رَبِّ مُوسَى وَهَارُونَ
Rabbi musa ve harun
Kureyş 106/3 Şu evin (Kabe'nin) Rabbine ibadet etsinler,
فَلْيَعْبُدُوا رَبَّ هَذَا الْبَيْتِ
Felya´büdu rabbe hazelbeyt
Neml 27/91 (De ki:) "Ben, ancak bu şehrin Rabbine ibadet etmekle emrolundum ki, O, burasını kutlu ve saygıdeğer kıldı. Her şey O'nundur. Ve müslümanlardan olmakla emrolundum."
إِنَّمَا أُمِرْتُ أَنْ أَعْبُدَ رَبَّ هَذِهِ الْبَلْدَةِ الَّذِي حَرَّمَهَا وَلَهُ كُلُّ شَيْءٍ وَأُمِرْتُ أَنْ أَكُونَ مِنَ الْمُسْلِمِينَ
İnnema ümirtü en a´büde rabbe hazihil beldetillezi harrameha ve lehu küllü şey´iv ve ümirtü en ekune minel müslimın
Tevhid ilkesi gereğince Yüce Allah’ın icraat ve özelliklerini tanıtmak bazı isimleri ilave edilmeyi zorunlu kılar. Allah lafzı, net belirgin anlam ,dil ve bakımından bu kullanım için müsait değildir, yani tamlanan olamaz.âlemlerin Rabbi yerine Allahı anlatacak lafzatullahı tanımlayacak en yakın isimleriyle oda Rab ismiyle verilmiştir
Ey Rabbimiz olan Allah'ımız
Ey yerin, göğün ve ikisi arasındakilerin Rabbi!
Ey âlemlerin Rabbi!
Ey benim Rabb’im!
Ey Bütün kâinatın Rabbi
Ey terbiye eden!
Ey terbiyenle bizi olgunluğa eriştir !
Ey Rabbimiz olan Allah'ımız
Ey güneşin ve ay’ın Rabbi!
Ey rüzgarın ve yağmurun Rabbi!
Ey doğunun ve batının Rabbi!
Ey gecenin ve gündüzün Rabbi!
Ey Rabbimiz olan Allah'ımız
Ey öncekilerin ve sonrakilerin Rabbi!
Ey dünyanın ve Ahiretin Rabbi!
Ey hayatın ve ölümün Rabbi!
Ey her şeyi ölçüyle Yaratan!
Ey terbiyei ile yol Gösteren!
Ey mülkünde ortağı Olmayan!
Bütün hamdlar Sanadır!
Bizi bir damla sudan Yaratan
ve şekil veren Sensin Rabb’im!
Bütün hamdlar Sanadır!
Bize hayat veren; Bize ruh veren;
Sensin Rabb’im!
Sanadır bütün hamdlar!
Sen Rabb’sın! En büyük terbiye edici Sensin
Münkerden,fahşadan alıkoyan
Salatla terbiye et ruhumuzu !
Rabb Adınla beni öyle terbiye et ki !
İşte o gün; Tek başıma,
Yapayalnız Gelmeden önce Senin Kapına;
Bütün hayatım ölümüm ,kurbanım Rabbim “ALLAH” için yaşayanlar dan eyle
Âmin! Âmin! Âmin!
V’el hamdülillahi Rabbil Âlemin!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder